Adam Smith’in Biyografisi

Özet:

Adam Smith, İskoç bir filozof ve ekonomisttir. Dünyada bugüne dek yazılan en etkili kitaplardan biri olarak gösterilen “Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations (Yaratılışın Sor­gulanması ve Ulusların Zenginliğinin Nedenleri)” kitabının yazarıdır. Ahlâk felsefesi profesörü olması nedeniyle ekonomik açıklamalarında bu bilim dalının etkileri yoğun olarak görülür. Adam Smith, ekonomide ve doğal olaylarda bir düzen olduğunu ve bunun gözlem ve ahlâk hissi ile tespit edilebileceğini vurgulamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Adam Smith

Abstract: Adam Smith, a Scottish philosopher and economist. In the world today until the post is shown as one of the most influential book, “Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations (Causes of the Wealth of Nations and The Investigation of Creation)” is the author of the book. The effects of these disciplines in the economic statement because it is seen as intense a professor of moral philosophy. Adam Smith, and natural phenomena in the economy and emphasizes that an order can be determined by observation and moral sense of it.

Keywords: Adam Smith

Biyografisi

Adam Smith; 16 Haziran 1723 tarihinde İskoçya’nın Fife eyaletinin Kirkcaldy şehrinde dünyaya gelmiştir.

Smith, henüz on dört yaşında Glasgow Üniversitesi’nde ahlâk felsefesi konusunda, Francis Hutcheson’ın yanında eğitim görmeye başlamış­tır. Özgürlük, hukuk ve ifade özgürlüğü konularındaki tutkusu burada başlamıştır.

1740 yılında eğitimine Oxford’daki Balliol Koleji’nde başlamış an­cak daha sonra okulu bırakarak 1746 yılında Oxford’un imtiyaz de­netimi konusunda eleştirmenlik yapmaya başlamıştır. 1748 yılında Edinburgh da Lord Kames’in himayesi altında kamu konferansları vermiş, konuşma sanatı ve belles–lettres konularına değinmiştir.

Daha sonra “servet yönetimi” konusunu ele alınış ve bu dönemde, yirmili yaşlarının sonlarına doğru, daha sonra “Inquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations” adlı kitabında dünyaya açıklaya­cağı             “doğal özgürlüğün açık ve basit sistemi” konusuna odaklanmıştır.

1750 yılında ileride çok yakın arkadaş olacağı David Hume ile tanışmıştır. İskoçya Aydınlanmasının ortaya çıkışında önemli rol oynayan diğer arkadaşları ile Edinburgh Poker Kulübü’nün müdavimi olmuştur.

Smith’in Hıristiyan olan babası dinine çok bağlı biri olarak tanınmaktaydı ve İskoç Kilisesi’nin ılımlı kanadına üyeydi. Smith’in İngiltere’ye gidişinin arkasındaki sebebin İngiltere Kilisesi’nde kariyer yapmak is­temesi olduğu söylense de bu konu hakkında kesin bir kanıt yoktur. Aksine Smith’in İskoçya’ya deizm yanlısı olarak döndüğü bilinmektedir, Smith, felsefî olarak dinî ekonominin önünde bir engel olarak görmüş ve ateizm üzerinden düşünmüştür Birçok yönden Darwin ile aynı görüşleri paylaşmaktadır.

1751 yılında Smith; Glasgow Üniversitesinde mantık profesörü, ertesi sene de ahlâk felsefesi profesörü olarak görev yapmıştır. Derslerinde etik, konuşma sanatı, hukuk, politik ekonomi ve “polis ve gelir” konu­larını işlemiştir. 1759’da Glasgow’daki bazı konferanslarını bir araya getirdiği          “The Theory of Moral Sentiments” adlı kitabını yayımlamıştır. Bu kitap ile Smith’in itibarı giderek artmıştır, Kitapta temel olarak; insan ilişkilerinin verici ve alıcılar (yani birey ve toplumun diğer üyeleri) arasındaki sempatiye ve anlayışa ne kadar bağlı olduğu konusu ele alınmıştır. Lord Monboddo’nun 14 yıl sonra yayımlanan “Of the Origin and Progress of Language” kitabındaki detaylı incelemesinde görüldüğü üzere, Smith’in bu ilk kitabındaki dil evrimi analizi yüzey­seldir. Yine de Smith’in akıcı ve ikna edici savunmaları tartışılmazdır. Smith’in açıklamalarının temelinde Lord Shaftesbury ve Hutcheson gibi “ahlâk duygusu” ya da Hume gibi “fayda” değil, “anlayış” yer almaktadır.

Smith bu dönemden sonra konferanslarında ahlâk teorilerinden ziyade hukuk ve ekonomi konularına ağırlık vermeye başlamıştır. Bir öğrencisinin konferans notlarından Edwin Cannan tarafından derle­nerek 1763 yılında yayımlanan “Lectures on Justice, Police, Revenue and Arms” adlı kitapta Adam Smith’in politik ekonomi hakkındaki fikirlerinin gelişimi ile ilgili bir izlenim edinilebilir. Bu kitabın daha kapsamlı bir uyarlaması 1976 yılında “Lectures on Jurisprudence” adlı Glasgow baskısı yayımlanmıştır.

Smith ile David Hume sayesinde tanışan Charles Townshend, 1763 yılı sonunda Smith’ten üvey oğlu genç Buccleuch Dükü’ne özel ders vermesini rica etmiştir. Smith, iki sene boyunca talebesi ile çoğunlukla Fransa’da yaptığı yolculuklar sırasında Turgot, Jean D’Alemhert, André Morellet, Helvétius ve özellikle çalışmalarına itibar ettiği fizyokratik düşüncenin başkanı François Quesnay gibi öncü aydınlarla tanışmıştır.

Smith, Kirkcaldy’ye döndükten sonraki 10 yılını “lnquiry into the Nature and Causes of the Wealth of Nations (Yaratılışın Sorgulanması ve Ulusların Zenginliğinin Nedenleri)” adlı, 1776’da yayımlanan başyapıtı üzerinde çalışarak geçirmiştir. Kitap büyük ilgi görmüş ve Smith’in adının tüm çevrelerde duyulmasında etkili olmuştur.

1778 yılında Smith İskoçya’da vergiden sorumlu devlet bakanı olarak atanmıştır. Smith; 17 Haziran 1790 yılında ağır bir hastalık sonrası yaşamını yitirmiştir. Bilindiği kadarıyla gelirinin büyük bir kısmını gizli yardım fonlarına bırakmıştır.

Smith’in edebî vasiyetini yerine getirenler İskoç akademik dünyasından iki eski arkadaşıdır: Fizikçi/kimyacı Joseph Black ve öncü yerbilimci James Hutton. Yazar arkasında pek çok not ve yayımlanmamış yazılar bırakmıştır Smith, yayımlanmaya uygun olmayan her şeyin imha edilmesi için talimat vermiştir. History of Astronomy adlı yayımlanmamış makalesi ile diğer eserleri “Essays on Philosophical Subjects” adlı kitapta 1795 yılında okuyucuyla buluşturulmuştur. Bilindiği kadarıyla, Smith hayatının son yıllarında iki büyük tez üzerinde çalışıyordu. Bunlardan ilkinin; hukuk teorisi ve tarihî, diğerinin ise bilim ve sanat hakkında olduğu düşünülmektedir. Ölümünden sonra, yayımlanan “Essays on Philosophical Subjects” muhtemelen ikinci tezinin bir kısmını kapsamaktadır.

Akademik Çalışmaları

Ulusların Zenginliği

Tüm ekonomi çevreleri tarafından bilinen “Ulusların Zenginliği” adlı kitabının ana teması ekonomik büyümedir. Ulusların Zenginliği, ekonomik disiplinin ortaya çıkmasını ve aynı zamanda özerk ve sistematik hale gelmesini sağladığı için döneminde etkili bir eser olarak görülmektedir. Batı dünyasında, konusunda yayımlanan en nüfuzlu kitap olduğu söylenebilir. 1776’da piyasaya çıktığında, İngiltere ve Amerika’da serbest ticaret anlayışı yaygınlaşmaktaydı. Kitap ekono­mik başarı için büyük külçe rezervlerinin önemli olduğunu savunduğu teori ile merkantilizme karşı klasik bir bildirge haline gelmiştir Bu dönemde Amerika’nın içinde bulunduğu, kurtuluş savaşı sonrasında ortaya çıkan fakirlik ve sıkıntılı koşullar, bu anlayışı doğurmuştur. Yine de kitap piyasaya çıktığı dönemde, serbest ticaretin yararlan konusunda herkes ikna olmamıştır. İngiltere halkı ve Parlâmentosu merkantilizme uzun süre bağlı kalmıştır.

Ulusların Zenginliği, aynı zamanda, fizyokratik anlayışın toprağın önemini vurgulayışına karşı çıkmıştır. Smith bunun yerine işgücünün üstünlüğüne inanmaktaydı ve işçi sınıfının üretimin artmasında etkili olacağını savunuyordu.

O dönemde; ulusların elde ettiği başarılar eski ekonomik ekollerin terk edilmesine yol açmıştır. Thomas Malthus ve David Ricardo gibi ekonomistler Smith’in bugün klasik ekonomi olarak bilinen teorisini rafi­ne etmeye yönelmiştir. Bu, zamanla modern ekonominin gelişmesini sağlamıştır. Malthus, Smith’in nüfus fazlalığı konusundaki düşünce­lerini geliştirmiştir. Ricardo “ücretlerin demir kanunu”na (iron law of wages), yani nüfus fazlalığının asgari geçim düzeyinin önüne geçeceğine inanmıştır. Smith, bugün daha doğru olduğuna inanılan, artan üretimle artan ücretler varsayımını önermiştir.

Görünmez El

Ulusların Zenginliği’nin ana konularından biri, serbest piyasanın her ne kadar karmaşık ve denetimsiz gözükse de aslında bir “görünmez el” tarafından doğru miktarda ve çeşitlilikte üretim yapmak için yönlendirildiğidir. Smith bu simgeyi “The Theory of Moral Sentiments” adlı kitabında daha önce kullanmış olsa da fikri ilk olarak “Astronomi Tarihi” adlı denemesinde kaleme almıştır, Örneğin, bir üründe üretim eksikliği olduğunda fiyatı artar ve bu durum ortaya bir kâr marjının çıkma­sını sağlayarak başkalarını bu ürünü üretmeye teşvik eder ve nihayet kıtlığa son verir. Eğer pazara çok fazla üretici girerse, üreticiler arasındaki artan rekabet ve artan stok, yani arz, fiyatların üretim maliyetine düşmesini sağlayarak, ürünün, “doğal fiyat”ına (ortalama piyasa fiyatı) ulaşmasına yol açar. Kâr oranı bu ortalama piyasa fiyatında sıfırlansa da mal ve hizmet üretimi için teşvikler ortadan kalkmaz çünkü bütün üretim masrafları, –mal sahibinin işgücü de dâhil– üretilenin fiyatına yansımaktadır. Eğer fiyatlar sıfır kâr oranının altına düşerse, üretici­ler piyasadan çekilmeye başlarlar. Kâr oranları sıfırın üzerinde olduğu sürece üreticiler piyasaya girmeye devam edecektir.

Smith, insanların harekete geçmelerini sağlayan nedenlerin, bencil ve açgözlü olmalarından kaynaklandığına inanmaktaydı, Bunun olum­lu sonucu olarak da serbest piyasadaki rekabetin, fiyatların aşağıda kalmasını sağlayarak halkın tamamına faydalı olmasını gösteriyordu. Ona göre bu rekabet aynı zamanda çok çeşitli mal ve hizmet üretilme­sini teşvik etmekteydi. Yine de, işadamlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini ve tekelleşmenin yanlış olduğunu savunuyordu.

Smith, tüm gücüyle sanayi gelişimini engelleyen modası geçmiş dev­let kısıtlamalarına saldırıyordu. Nitekim ekonomik sürece olan çoğu hükümet müdahalesinin, gümrük vergileri de dâhil, verimsizliğe ve uzun dönemde yüksek fiyatlara yol açtığını savunuyordu. Her şeyin oluruna bırakılmasını savunan bu “laissez–faire” teorisi, ileriki yıllar­da, özellikle 19. yüzyılda, hükümetin koyduğu kanunları etkilemiştir. Buna rağmen Smith hükümetin varlığına muhalefet değildi; ekonomi sektörünün dışındaki konularda faaliyet göstermesini savunuyordu. Smith; örneğin, fakir yetişkinler için kamu eğitimi verilmesinin, özel fabrikalar için kârlı olmayan kurumsal sistemlerin, adli sistemin ve daimi bir ordunun taraftarıydı.

Tam Rekabet

Smith yaşadığı dönemin bilimsel gelişiminin de etkisiyle ekonomiyi çoğa kanunlarının varlığıyla açıklamaya çalışmıştır. Görünmez el bu araştırmaların en önemlilerindendir. Smith’e göre iktisadî hayat birey­cidir ve bu bireycilik insanların doğal yapısından kaynaklanmaktadır. Kişisel menfaat iktisadî hayat için itici bir güçtür. Kişi doğası gere­ği; en az zahmetle en çok tatmine ulaşmaya çalışacaktır. Bu amaçla, Smith, arz ve talep eşitliğini otomatik olarak gerçekleştiren fiyat me­kanizması üzerinde durmuştur.

Smith’e göre fiyatlar denge unsurudur. Smith’in denge fiyat unsuru piyasa örneği ile ayıklanmaktadır: “Üretim azalırsa fiyatlar yükselir. Ekmek arzının azaldığını düşünün. İhtiyacınız olan birim ekmeğe ulaşmak için daha çok çaba harcayacaksınız, bu artan çaba da ister is­temez fiyatları artıracaktır. Fiyatların yükselmesi firmaları, daha fazla kâr edeceklerini düşündüklerinden daha fazla üretim yapmaya teşvik edecek ve arz talebe yaklaştığı sırada bir dengeye geleceklerdir. Arz talebi aştığı sırada fiyatlar düşecektir, bu da firmaların üretimlerini kısmasına sebep olacaktır, böylece hiç bir müdahale olmadan her şey bir dengeye gelecektir.”

Tam rekabette kişiler ve firmalar kendi çıkarlarını maksimum kılarken aynı zamanda toplumun da çıkarma hizmet ederler. Örneğin; tam re­kabet ortamında fiyatlar düşer ve fiyatlar düşünce bundan tüketiciler yararlanır. Tam rekabet ortamında üreticiler ve tüketiciler arasında bir çıkar çatışması yoktur. Tam rekabet ortamında üreticiler ile tü­keticiler üretim ve tüketim artıklarını eşit şekilde paylaşırlar. Ancak, aşağıdaki etkenler tam rekabet ortamında kurulan dengeyi bozabilir:

Devletin vergilerini artırması.
Üretim faktörlerinin optimum bileşimlerinin bozulması, bazı mallarda nadirlik rantı yaratır (nadirlik rantı bir malın piyasada az olması ve mala olan talebin çok olmasından dolayı fiyatının maliyetinden yüksek olmasından dolayı elde edilen kârdır).
Üreticilerin üretim kararlarında yanılma ve üretim kararsızlıkları.
Uluslararası ilişkilerin kısılması veya kopması,
Siyasal istikrarsızlığın artması.

Sermaye

Smith; sermayeyi emeği artıran her şey ve emeğin daha verimli çalışmasını sağlayan bir etken olarak tanımlamaktadır. Smith’e göre sermayeye konacak bir vergi üretimi azaltacak böylece hem devletin hem de toplumun fayda miktarı düşecektir. Smith sermayeyi ikiye ayır­maktadır:

Sabit sermaye (binalar, gayrimenkuller, sabit makineler ve aletler vb.); Sabit sermaye, hiç bir şekilde kâr getirmez, sadece değerini parça par­ça üretilen metalara aktarır, bu molaların dolaşıma girmesiyle de deği­şim değerleri gerçekleşir ve böylece sabit sermayenin kullanılan kısmı tekrar sermaye sahibine kâr getirmeden geri döner.

Değişken sermaye (hammadde, satılacak mallar vb.): Sahibine el değiştirmeden dolayı kâr getirir. Nasıl ki para bir mal ile mübadele edilmedikçe bir fayda sağlamaz, mallar da el değiştirmedikçe fayda sağlamaz.

Bir ülkenin yıllık brüt geliri, yıllık toplam hâsılasına eşittir Emek, ülkelerin zenginliğini yaratan temel sermayedir. Üretim sermayeye (tasarrufa) bağlıdır. Sermaye oluşturmanın ilk aşaması para elde etmek­tir ve bu sermayenin oluşması da tasarrufla mümkün olur. Smith’e göre tasarruf geciktirilmiş bir tüketimdir. Bugünün tüketimini yarına bırakmaktır. Smith’e göre bir ülkenin sermaye birikimi arttıkça zen­ginliği de artar.

Smith, “Ulusların Zenginliği” kitabında bireyin ve toplumun iyiliği arasındaki nedensellik ilişkisini şu şekilde açıklamaktadır: “Her birey kendi çıkarı peşinde koşarken, sıklıkla, katkıda bulunmaya niyetlene­ceğinden çok daha etkin olarak topluma katkıda bulunur.”

Buna göre, herkesin bencil olduğu bir toplumda da uyum, bilinçli bir müdahale olmasa da, kendiliğinden oluşacaktır. Bu kendiliğindenliği sağlayan görünmez el, piyasa ilişkileridir. Görünmez el ve piyasayı düzenleyen fiyatlar seviyesi, kaynakların en verimli şekilde kullanılması­na imkân sağlar.

Smith, doğal kanunların varlığını kabul etmekte ve iktisadın konusunun bu kanunları keşfetmek olduğunu söylemektedir, Smith, doğal düzenin kişisel çıkara göre oluşacağına inanmaktadır. Bu bakımdan Smith’in doktrini fırsatçı (oportünist) ve gerçekçidir (realist).

Emek

Smith; fizyokratların tersine toprak yerine insan emeğini servetin kaynağı olarak görür ve işbölümünün sağladığı teknik olanaklarla emeğin üretiminin ve dolayısıyla da millî gelirin artacağını savunur. Smith’in teoriye en önemli katkısı tam rekabet altında kaynakların optimal düzeyde etkin dağılımı hakkında ilk analizi geliştirmesi ve “artı değer” kavramını Ricardo ile (kâr ile özdeş olduğu düşüncesiyle de olsa) bir­likte kullanmış olmasıdır.

Smith’e göre; ülkelerin serveti topraktan çok insan emeğine bağlıdır. Emek ülkelerin zenginliğini artıran temel etkendir. Emek özellikle işbölümünde aktif rol oynar. Gelişmiş ülkelerde emeğin sermaye biriki­mini sağlamada önemli bir katkısı olmuştur.

Ücret

Smith’e göre her şey fiyata bağlıdır. Üretim miktarı, maliyetler her şey fiyatla ilgilidir. Faktörlerin dağılımı fiyatlara göre olur. Ücret emeğin fiyatıdır. Ücretler, işverenler ile işçiler arasında yapılan sözleşmelerle belirlenir. Ancak Smith, bu sözleşmelerde işverenlerin işçilerden daha baskın olduğuna dikkat çeker. İşverenler ücretleri düşürmek, işçiler ise yükseltmek ister. Smith’e göre ücretler işçinin ve ailesinin geçimini sağlayacak düzeydedir. Yüksek ücret işçi sayısını arttırır, düşük ücret azaltır. Her şeye rağmen tam rekabet koşullarında ücret asgari ücretin altına inmez.

Emek talebi arttığında, kısa dönemde emek nadir olduğundan ücret­ler artacaktır. Fakat ücretler ona ayrılan fonlara bağlıdır. Emek talebi­nin artması, millî gelirin gittikçe artmasına neden olur. Bu da kişi ba­şına düşen millî gelirin yani büyümenin olduğuna işarettir. Millî gelir artıkça yükselen ücretler, ülkenin gittikçe zenginleştiğini gösteren bir göstergedir.

Bununla birlikte Smith’e göre ücret artışı doğumların ve nüfusun artışına sebep olacaktır, bu da kârları azaltacaktır. Ayrıca ücretlerin yükselmesi fiyatları artırır. Ancak bugün Smith’in bu konuda yanıldığı gözlenmektedir. Günümüzde kişi başına gelir dünyada geçmişe göre daha fazladır ancak nüfus azalmaktadır.

İşbölümü

Smith’in Ulusların Zenginliği adlı kitabında en ilgi gören ve ünlü kısım işbölümüyle ilgili olan ilk kısımdır. Kitap 18. yüzyılda yazılmış olmasına rağmen Smith’in işbölümü ile ilgili söyledikleri bugün için bile geçerli tespitler içermektedir. Smith; işbölümünün üretimi nasıl artırdığını toplu iğne üretimiyle ilgili bir örnekle açıklar: “Tek bir kişi, yapılması için on aşaması olan bir iğneden günde sadece on tane yapabilmektedir. Fakat her aşamayı sadece bir kişi yaparsa yani on kişi çalışırsa; bir günde üretilen iğne sayısı 4800’e çıkar. Ama her kişi her aşamayı yapsaydı sadece 100 iğne üretilecekti. Bu demek oluyor ki, işbölümü iğne üretimini 48 kat artırır. Ayrıca işçinin belli bir aşamada uzmanlaşması o teknolojiyi kullanmanın yeni yolları bulunarak artırılabilir, bu da daha hızlı üretim yapılabilmesini sağlar.”

Uluslararası bakımdan işbölümü, dünyayı çok geniş bir atölye haline getirmiştir. Bu atölyede emek en elverişli yere gidecek, en az zamanı gerektiren faaliyetleri arayacaktır. İşbölümü üretimi artıracağından, piyasaların genişlemesini ve büyük piyasaları zorunlu kılacaktır.

Smith’in işbölümünü kullanarak uluslararası iktisada on büyük katkı­lı “Mutlak Üstünlük (Absolute Advantage)” teorisi olmuştur. Bu teoriye göre bir ülke hangi malı daha ucuza üretiyorsa kaynaklarını o mala tahsis etmelidir; böylece üstün olduğu malda daha etkin üretim yapa­bilir. Bu yolla tüm ülkeler birbirlerine muhtaç olmaktadır, ancak bu sayede üretim çok fazla artmaktadır.

Smith “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ilkesini benimsemiştir. Üretim faktörlerinin bir kesimden diğerine serbestçe geçebilmesi gerekmektedir, bu geçişi sağlayan en önemli etken ise fiyattır.

Devlet, ekonomik hayata müdahale etmemelidir. Devletin müdahalesi ezel sektörün üretemediği veya yapamadığı konularda olmalıdır; savunma, güvenlik, adalet gibi. Eğer devlet çok vergi alırsa, vergiler üre­rimi kısacağından, ülke durgunlukla karşı karşıya kalabilir. Bu müdahale hem iç hem de dış ekonomi için geçerlidir. Eğer devlet vergilerle bir malın ithalatını azaltırsa, içerde o malın üretiminin tekelleşmesi artar. Uluslararası işbölümünden yararlanmak için ürünlerin ülkeler arasında serbestçe mübadele edilmesi gerekir.

Ekonomik hayat mal ve hizmet üretimi olduğundan, Smith üretime önem vermiştir. Üretimin artırılması emeğin verimine bağlıdır. Verimlilik artışı işbölümü, tam rekabet, iktisadî hürriyet, tasarruf ve sermaye birikimi ile mümkündür.

Para

Smith’e göre para bir mübadele aracıdır. Üretim arttıkça mübadele edilecek daha fazla mal olacağından daha fazla paraya ihtiyaç duyu­lacaktır. Bir ülkenin fazla parasının olması servet artışı olduğunu gös­termez; fazla para oluşu fiyatlar genel düzeyini arttırır. Piyasada fazla para bulunması, servet artışını simgelemez. Aksine ülkedeki fazla para insanların ellerindeki parayı arttıracağından, genel olarak fiyatlarda bir artış olacak, bir ailenin geçimi için daha çok para gerekecek, an­cak fiyatların ve ödenen ücretlerin artmasından ötürü ülkenin servet varlığında herhangi bir etkiye yol açmayacaktır. Smith’e göre paranın değeri de öbür malların değeri gibi ölçülür. Değer emeğe bağlıdır. Ma­lın da paranın da değeri ona harcanan emeğe bağlıdır.

Bu sebeplerden dolayı emek, mübadele değerinin gerçek ölçütüdür. Sonuç olarak; malların mübadele edilmesi aynı zamanda emeğin mü­badele edilmesi anlamına gelmektedir. Emek değeri kendine eşit emek değeri ile değiştirilecektir. Bu bakımdan bakıldığında gerçekten mü­badele edilen altın, gümüş, para, döviz değil; emektir. Güçlükle elde edilen mallar pahalı, az emek harcanarak üretilen mallar ise daha ucuz olur.

Fiyat Teorisi

Adam Smith’e göre bir reel fiyat bir de nominal fiyat vardır. Reel fiyat malın elde edilmesinde yapılan masraflardır; emeğe bağlıdır. Uzun dö­nemde tüm mallarda reel fiyat geçerlidir, yani emeğe bağlıdır. Nominal fiyat ise kısa dönem içerisinde arz ile talep dengesinin değişmesinden veya piyasa koşullarının değişmesinden kaynaklanan fiyattır.

Piyasa fiyatı; malın miktarı ve bu malı alabileceklerin talebi ile olu­şur. Burada iki terimin ayrımı yapılmalıdır: Efektif talep, malı veya hizmeti ödeme durumunda olanların talebidir, mutlak talepten ayrılır. Mutlak talep ise, mala veya hizmete sahip olma arzusudur. Bir mala olan efektif talep artarsa o malın fiyatı yükselecektir. Fakat piyasa fiya­tı yüksek olduğundan, firmalar o malda yüksek kâr olduğunu düşünüp piyasaya girecektir. Bu, firma sayısı artışı dolayısıyla arzı artıracak arz artışı efektif talep artışı ile dengeye gelecek ve fiyatlar düşecektir. Ayrı­ca bu olayın tam tersi de söz konusudur.

Smith arz ve talep dengesinin tarım ve sanayi kesiminde değiştiğini vurgulamaktadır. Tarım kesimi genellikle geçmiş yılların fiyatlarına göre arzlarını belirlemektedir. Fakat, sanayi sektöründeki fiyat deği­şiklikleri arza ve talebe daha çabuk etki etmektedir.

Rant Teorisi

Adam Smith beş çeşit ranttan bahsetmektedir:

Net hâsıla
Topraktan üretim yapabilmek için toprak sahiplerine verilen bedel kira
Toprak sahiplerinin monopolcü durumlarından dolayı elde ettikleri kâr (Bu anlayış 2. anlayışla benzerlik gösterir.)
Uzaklık rantı (Piyasalara yakın toprakların kirası yüksek, uzak yerlerin ise düşüktür.)
Nadirlik rantı (Bir malın piyasada az ama talebinin yüksek olması ve bu mala harcanan emeğe göre fiyatının yüksek olması nedeniyle elde edilen kârdır.)

Değer Teorisi

Smith’e göre bir malın iki çeşit değeri vardır: Birincisi o malın kişiye sağladığı fayda, İkincisi o malın başka mallarla mübadele değeridir.

Birinci değer genelde kişiden kişiye değişir, kişinin verdiği değere bağ­lıdır ve toplum açısından hesaplanması zordur.

İkinci (mübadele) değeri, bu malın diğer mal birimleriyle mübadele edilen miktarına eşittir. Değer o malın elde ediminde harcanan eme­ğe bağlı olduğuna göre, mübadele edilen mallar değil, emektir. Emek, mübadele değerinin ölçüsüdür.

Bazen en faydalı malların mübadele değerleri çok az, faydası olan malların ise mübadele değerleri fazla olabilir. Buna en iyi örnek su ve elmastır. Suyun faydası elmasın sağladığı faydadan çok daha fazladır ama elmas suya göre çok daha pahalıdır. Çünkü elmasın elde edilmesinde çok büyük emek harcanmış ve bu durum elmasın mübadele değerini yükseltmiştir. Ayrıca; nadirlik rantından da söz edilebilir.

Kaynakça

Stewart, : Account of the Life and Writings of Adam Smith L.L.D., from the Transactions of the Royal Society of Edinburgh, Printed in the Col­lected Works of Dugald Stewart, Vol.10, pages 1–98, 1793.
http://www. adamsmi org
The Wealth of Nations at Meta Libri Digital Library
The Theory of Moral Sentiments at Meta Libri Digital Library

 

 

 

 

 

 

 

 

10/04/1986 Düzce'de doğdum. İlk ve Orta Öğretimimi Düzce Namık Kemal İlköğretim Okulununda okudum. Liseyi Düzce Endüstri Meslek Lisesinde okudum. Düzce Üniversitesi Düzce Meslek Yüksek Okulu Elektrik Bölümünü Ön lisans mezunuyum. Anadolu Üniversitesin'de İşletme Okuyorum. ilgi alanlarım; İktisat, İşletme, Yönetim ve Organizasyon, Örgüt Kültürü

Etiketler

Bir de Bunlara Bakın...

One thought on “Adam Smith’in Biyografisi”

  1. Gürkan dedi ki:

    Gayet güzel bir çalışma olmuş ellerinize sağlık

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.