Doğal Kaynaklar ve İktisadi Düşünce

20. yy Öncesi Doğal Kaynaklar ve İktisadi Düşünce

İktisadi düşünce tarihinde doğal kaynaklar, çevre ve ekonomi ilişkisi 17. yy ve daha öncesinden tartışılmaya başlanmıştır. İktisadi düşünce kapsamında doğa ve çevre bir üretim faktörü olarak kabul edilmiştir. 20. yy öncesi doğa sürdürülebilir açıdan yenilenebilen bir dönemdir. Sanayileşme sürecini de kapsayan ve insan merkezli çevre yaklaşımını izleyen doğal kaynaklar sınırsızca kullanılmıştır. Doğal kaynakların önemini vurgulayan, gündeme getiren ilk iktisadi düşünce fizyokrasidir. Fizyokratlar esas olarak liberal iktisadi düşünce akımının ortaya çıkmasına kadar üretim ve zenginlik kaynağının toprak ve tarımsal üretim olduğunu vurgulayan iktisadi düşünceleri öne sürmekteydiler.

Liberal ekonomi düşüncesinin çıkmasından sonra ekonomik değer yaratmak açısından sanayi ön plana çıkmış ve bu bağlamda toprak ve tarımsal üretim değer kaybetmiştir. Sanayileşme ile başlayan görünmez el politikası, devler ve kurumların işlevleri ve rekabet gibi piyasa ekonomisinin önemini vurgulayan “klasik ekonomi teorisi”nin önemi artmıştır. Görünmez el kuramını ortaya çıkaran A. Smith, doğal kaynakların toprağın üretim aşamasında hazır bulunduğunu ve iktisadi büyümenin üretim faktörleri içinde topraktan çok sermaye birikimi, işgücü verimliliği ve iş bölüşümü ile olacağını savunmuştur. Bu düşünceye karşı olarak Karl Marx sosyalist düşünce sistemi içinde liberalizme ve klasik iktisadi düşünceye karşı olmuştur. Karl Marx kapitalizme karşı çıkarak bu sistemin birikimi, işçilerin fazla çalıştırılarak emek sömürüsünden beslendiğini vurgulamıştır. Bu düşünürlerin dışında hızlı sanayi döneminde yaşamış olan W. Stanley Jevans enerji kaynakları ekonomisinin iktisadi analizi üzerinde duran ilk iktisatçıdır.

20. yy Sonrası Doğal Kaynaklar ve İktisadi Düşünce

20. yy ikinci yarısı ile birlikte dışsallık ve çevre sorunları, çevre ve ekonomi ilişkisi çerçevesinde önemli olmaya başlamıştır. Özellikle Alfred Marshall ve A. Cecil Pigov tarafından dışsallıklar, çevre sorunları, genel refah kuramı çerçevesinde incelenmektedir. Bu düşünürler piyasa başarısızlığı ve dışşallıklar kavramı ile iktisadi analizde çevre sorunlarını açıklayan önemli düşünürlerdir. Piyasa ekonomisinin arz ve talep koşullarının tüm kıt kaynakların tüketimi ve kullanılması konusunda geçerli olmayacağını, piyasa ekonomisinin bu başarısızlığı ise çevre sorunları gibi durumların ortaya çıkmasına neden olacağını açıklamıştır. Marshall özellikle dışsallık konusunda piyasa ekonomisinde firmaların herhangi bir karşılık ödemeksizin sağladıkları faydalar sağlamasına ağırlık vermesine karşın Pigov ise sadece pozitif dışsallık üzerinde durmayıp pozitif faydalar ile negatif maliyetleri de kapsayan çift yönlü bir dışsallık etkisi olduğunu vurgulamıştır. Birinci Dünya Savaşı ve 1929 Büyük Buhran ile klasik iktisadi düşünce değişti. Keynes bunun nedenlerini çözmek için tarım, emek, eksik istihdam ve talep üzerine yoğunlaşmıştır. Devletin maliyet ve bütçe üzerine yoğunlaşması için ekonomiye müdahale etmelidir. Doğal kaynaklar ve çevreye müdahalenin sınırsız bir büyümeye yol açacağını söylemiştir. Artan ekonomik büyüme, hızlı nufüs artışı ve değişen genişleyen tüketim eğilimleri sonucu artan doğal kaynak kullanımı ve çevre sorunları nedeniyle birçok düşünür bu konuları ve sorunları sorgulamak için çalışmaya başlamıştır. Bu sorunları tartışmak için Roma Klubü kurulmuştur. Sürdürülebilir kalkınmanın çevre ve doğal kaynaklar ile olan ilişkisi Roma Klubünde incelenmiştir. Çevresel faktörler göz önüne alınarak ekonomik kalkınma ve büyümeye odaklanılmıştır. Bu bağlamda sürdürülebilir kalkınma ile doğal kaynak ve çevre korunmasının aynı anda olamayacağı kararına varılmıştır. İlk defa Roma Klubünün “Büyümenin Sınırları” raporu ile küresel anlamda çevre sorunları konuşulmaya ve incelenmeye başlanmıştır.

Özet Bilgi

20. yy öncesi dönemde doğal kaynaklar ekonomik yapının temelini oluşturmaktaydı. Bilinçsizlik veya teknolojik yetersizlik dolayısıyla yenilenebilir doğal kaynakların yanında yenilenemeyen doğal kaynaklar da israf derecesinde sömürülmüştür. 19. yy sonlarına doğru doğal kaynak kullanımı ve çevre bilinci gelişmeye başlamış ve bu konuda kapsamlı düşünceler ortaya konulmuştur.

Gelişen ve değişen dünyada her geçen gün teknoloji ilerlemektedir. Buna bağlı olarak üretim değişikliği yaşanmaktadır. Bu kapsamda sanayileşme ön plana çıkmaktadır. Sanayinin gelişmesi ve bilinçli tüketimin artması doğal kaynaklara ve çevre koşullarına eğilimi ön plana çıkartmıştır. Farklı düşüncelerin bir araya gelmesi için Roma Kulubü kurulmuştur. Ekonomik büyüme ve doğal kaynaklar arasında ki bağ incelenmiş ve atılımlarda bulunulmuştur. 20. yy öncesi ve sonrasını anlatan açıklama niteliğindeki örnek şu şekildedir. Önem sıralamasında ön plana çıkan su ve toprak doğal kaynaklarının kullanımı sulama sistemleri ve bunun yanında tarımda makineleşme ile bu iki kaynağın verimliliği artmış ve kullanım alanı genişlemiştir. Doğada kıt bulunan kaynakların kullanım şekli ve alanı ön plana çıkmıştır.

Aksaray Üniversitesi İktisat bölümü mezunu. Çalışma hayatına Beğendik A.Ş.'de Yönetici Adayı olarak başladı. Satış ve Pazarlama biriminde görev almaktadır. İlgi duyduğu alanlar, Dünya'daki ve Türkiye'deki ekonomik krizler, Merkez Bankası, Sermaye Piyasası Kurulu, Uluslararası Mali Kuruluşlar ve Perakende Sektörü.

Etiketler

Bir de Bunlara Bakın...

0 thoughts on “Doğal Kaynaklar ve İktisadi Düşünce”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.