Eski Düşmandan Dost Olur mu? 1989 Sonrası Doğu Avrupa Ülkelerinde Sosyalizm Denemeleri

Başta eski Sovyet ülkeleri olmak üzere, bütün  Doğu Avrupa ülkeleri, Berlin duvarının yıkılmasından sonra Batı’ya açılma ve Pazar ekonomisiyle bütünleşme sürecine girdiler. Ancak kısa bir süre içinde alınan olumsuz sonuçlar, hemen hemen tüm ülkelerde eski Komünist Partilerinin yeniden iktidara gelmelerine yol açtı. Bu durum ilk bakışta Pazar ekonomisinin yenilgisi, sosyalizmin zaferi gibi gözüküyor. Fakat işin gerçek boyutu pek de öyle değil.

Bu ülkelerde 1989 dağılımı sonrasında piyasa ekonomisi ile beraber gelen işsizlik, fakirlik, ahlak bozukluğu ve mafyatik ekonomiye geçiş, geçmişe yönelik bir özlem yarattı. Bu durum klasik anlamda sosyalizme geçiş olarak sayılmaz. Örneğin,  Rusya’da 1993 yılında seçimleri kazanan Rusya Komünist Partisi, marksist-leninist olduğunu iddia etmiş ve dogmatizme karşı çıkarak aynı zamanda eski Sovyet devletinin ve Rus egemenliğinin yeniden kurulmasını istemişti. Ayrıca Proletarya diktatoryası yerine çok partili demokrasiyi de savunmuştu. Enternasyonalizm, işçi sınıfları arasındaki kardeşlik yerine, Rusya’nın ulusal çıkarlarını koruyordu. Özel mülkiyeti reddetmiyor ancak ağırlığın devlet mülkiyetinde olmasını öneriyor ve planlı ekonomiyle piyasa koşullarını birleştireceğini ileri sürüyordu. Bunun sonucunda da milliyetçi, demokratik devletçilik veya milliyetçi demokratik sosyalizm isteniyordu.

Macaristan’da 1989 sonbaharında kendini feshetmiş olan Macaristan Sosyalist İşçi Partisi’nin devamı olan Macaristan Sosyalist Partisi, 1997’de tekrar iktidara geldi. Bu parti, Sosyalist Enternasyonal’in 1989 Kasımında kabul etmiş olduğu çizgiyi benimsiyor ve “demokratik sosyalist” olduğunu ileri sürüyordu. Parti programının ekonomik temelini ise karma ekonomi yani özel ve devlet mülkiyeti karması oluşturuyordu. Değişik ilerici güçleri birleştiren, sağ ve sol olmak üzere iki kanada ayrılan bu parti, henüz yeni deneyime girmiş bulunuyordu. Sol kanat eski Yugoslav tipi, üretim birimlerinin otonom olmalarını, kendi kendilerini idare etmelerini öneriyordu. Parti işsizliği ortadan kaldıramayacağını öncesinde açıklamıştı. Bütçeyi dengeleyebilmek, dış ticaret açığını kapatabilmek için acı reçeteler getirdi. İki yıllık iktidardan sonra, kurduğu koalisyon, parlamentoda çoğunluğu sağladı. Piyasa ekonomisine entegre, karma ekonomi sistemin henüz uygulanmaya çalışılan bir demokratik sosyalizm modeli oldu.

Polonya’da eski rejime karşı muhalefet hareketinin başını çeken ve sendikalara dayanan Solidarnoş partiler grubu, otoriter rejime karşı yaptığı kavgadan ötürü çok popülerken, 1993’te birden bire düşüşe uğradı. Bu tarihte yapılan seçimlerde, eski rejimin tek partisi Polonya Birleşik İşçi Partisinin devamı olan, Polonya Cumhuriyeti Sosyal Demokrasisi, oyların %20.4’ünü alarak seçimlerden birinci parti olarak çıktı. 1995 yılındaki Cumhurbaşkanı seçimlerinde de Solidarnoş başkanı Lech Walesa, koltuğunu DSP ( Demokratik Seçim Birliği ) başkanı Kwasnievski’ye bıraktı. Temeli PSCD olan Demokratik Sol Birlik Şemsiyesi altında toplanan bir grup sol parti iktidara geçti. Bu koalisyonun temel ilkesi ise “Pragmatik Liberalizm” şeklinde oldu. Partinin başkanı olan ve Cumhurbaşkanı seçilen Kwasnievski, komunist tek parti iktidarı döneminde, partinin reformcu kanadının önde gelenlerindendi. O dönemin kapanmasında da önemli bir rol oynamıştı. Ancak iktidardaki sol ittifakın içinde daha sağ bir kol da vardı. Çok farklı siyasal çizgilerden oluşan bu birlik, halkın mafya ekonomisine, işsizliğe, düşük ücretlere ve devletin bu sorunlara karşı sorumsuzluğuna tepkilerini simgeliyordu.

Bulgaristan’da ise 1991 seçimlerinde komünizme karşı duyulan nefretten ötürü muhalefete geçmek zorunda kalan Bulgaristan Sosyalist Partisi 1993’te tekrar halkın umudu haline geldi. Bunun temel nedeni yaşanan ekonomik krizdi. Enflasyonun %120’ye fırlaması, işsizliğin artması, emekli maaşlarıyla geçimin imkansızlaşması eskiyi aratmaya başlamıştı. Demokrasinin ilk günlerinde kuyruklarda beklemek zorunda kalan halk, artık sadece deyim yerindeyse vitrinleri seyredebiliyordu. Bulgar halkı için Batı ile yani piyasa ekonomisiyle bütünleşme, sokaklarda McDonalds afişleri, son model Avrupa ve Japon otomobilleri, ekonominin başını çeken mafya ve fırsatçılar anlamına geliyordu. Bu rejimin adı aslında “Kızıl Kapitalizm”idi. Yani Batı’ya açık bir karma ekonomi düzeni, demokratik refah devletini kuracak sistem özleniyordu.

Akdeniz Üniversitesi Turizm Fakültesi Konaklama İşletmeciliği bölümü mezunudur. İstanbul Aydın Üniversitesi İşletme Yönetimi bölümünde Yüksek Lisans yapmaktadır. İlgi alanları Ekonomi, Marka Yönetimi ve Markalaşma, Türk Siyasi Tarihi ve Sağlık Bilimleridir.

Etiketler

Bir de Bunlara Bakın...

0 thoughts on “Eski Düşmandan Dost Olur mu? 1989 Sonrası Doğu Avrupa Ülkelerinde Sosyalizm Denemeleri”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.