Jeremy Bentham Kimdir?

J. Bentham kimdir ? İktisadî düşünce bakımından önemli görüşleri nelerdir? “Faydacılık” nedir?

Eski Yunan düşünce ve fikir hayatının sosyal ve ekonomik sorunlara ilişkin yönünü konu alan Epikürcü felsefeden de söz edilmiştir. Bu felsefeye göre, birey kendi kişisel mutluluğu peşinde olmalıydı. Mutluluk, mümkün olduğu kadar çok haz mümkün olduğu kadar az elem duyma anlamına geliyordu. Birey, kendi kişisel mutluluğunu azamîleştirmeye çalışırken, başkalarına, yani topluma, hiç aldırış etmek zorunda değildi. Bu felsefe veya dünya görüşü tam anlamıyla bireyciydi. Bir hareket veya davranış ancak bireyin kendi mutluluğuna katkıda bulunuyorsa, iyi, doğru ve faydalıydı, bulunmuyorsa değildi.

İki bin yıl kadar sonra, haz ve elem ilkesinin bir felsefe akımının tekrar temel veya ana ilkesi yapılmasına tanık oluruz. Bu yeni akım, Faydacılık diye bilinen akımdı. Kişinin davranışlarının fayda ölçüsü şimdi yine haz ve elem olarak görülüyordu. Ancak bu kez, aynı ölçü veya ilke, kişiyi toplumdan ayıran değil onu topluma bağlayan bir anlamda düşünülüyordu. Şimdi amaçlanan mutluluk, en büyük sayıda insan için en büyük mutluluk idi. Kişi ve mutluluğu, toplumdan ve toplumun mutluluğundan ayrı düşünülemezdi. Şimdi, toplum öyle yönetilecekti ki birey en büyük mutluluğa erişmekle bireylerin toplamı olan toplum da en büyük mutluluğa ulaşmış olacaktı.

Bu yeni düşünce sisteminin kurucusu Jeremy Bentham (1748−1832)’dır. Bentham, Ricardo dâhil, Smith sonrası bütün klasik iktisatçılar üstünde sosyal ve siyasal fikirleri ve ekonomik yapı veya hayatın Örgütlenişine ilişkin önerileri ile etkili olmuş bir kişidir. Ondan burada söz etmemizin nedeni de budur. Klasik iktisadın oluşum ve gelişimini doğrudan doğruya değilse de dolaylı olarak etkilemiş olması kendisinden bahsedilmeyi gerekli kılmıştır.

Bentham, bireysel−kişisel mutluluğu kollamayı davranış ilkesi olarak öneren Hedonizm ile en büyük sayıda insan için en büyük mutluluğu sağlama ülküsü anlamındaki faydacılığı birleştiren bir sistem meydana getirmeye çalışmıştı.

Onun görüşlerini ana çizgileriyle kendi sözlerine dayanarak özetlemeye çalışalım:

Tabiat, insanlığı mutlak kudret sahibi iki efendinin hükmü ve yönetimi altına koymuştur: elem ve haz. Ne yapmamız gerektiğini yalnız bunlar gösterirler, ne yapacağımızı yalnız bunlar tayin ederler. Bunlar bir yandan yanlış ve doğrunun ölçüsüdürler, öte yandan sebep ve sonuç zinciri bunlara bağlıdır. Bizi yaptığımız, söylediğimiz ve düşündüğümüz her şeyde yöneten bunlardır. Üzerimizdeki baskıdan kurtulabilmek için giriştiğimiz her çaba, ancak ve sadece onu göstermeye ve teyit etmeye yarar. Bir kimse, sözde veya görünüşte bunların hükmü altında değilmiş gibi davranabilir; gerçekte tamamen bu hükmün altındadır. Fayda ilkesi, bu tabiiyeti tanır ve kabul eder; onu amacı aklın ve kanunun yolundan giderek en büyük mutluluğu yaratmak olan sistemin temeli bilir.

Fayda ilkesi, çıkarı söz konusu olan bir kimse ya da kimselerin mutluluğunu azaltıcı mı yoksa çoğaltıcı yönde mi etkilediğini göz önünde tutarak, ne olursa olsun her davranışı tasvip veya reddeden ilke anlamına gelir. Ya da diğer bir deyimle, söz konusu mutluluğa yararlı olanı tasvip zararlı olanı reddeder. Burada her ne olursa olsun, her davranışı deniliyor, çünkü, burada, yalnız bir özel kişinin her davranışı kastedilmiyor, fakat devletin her tedbiri de göz önünde tutuluyor.

Fayda ile herhangi bir nesnenin, çıkarı söz konusu olan kişinin ya da grubun yararına olmak üzere, iyilik, haz, mutluluk, vb… şeyleri doğurma ya da kötülük, elem, mutsuzluk, vb… şeylerin doğmasını önleme özelliği kastedilir. Eğer söz konusu olan bütünü ile topluluksa, bu durumda, topluluğun mutluluğu, belli bir kişi söz konusuysa, bu kişinin mutluluğu göz önünde tutulur.

Topluluk, güya üyelerini teşkil ediyorlarmış gibi düşünülen bireysel kişilerden oluşan hayalî ve yapay bir varlıktır. O halde topluluğun çıkarı nedir? − Kendisini oluşturan çeşitli üyelerinin çıkarlarının toplamı.

Bireyin çıkarının ne olduğunu anlamadan topluluğun çıkarından söz etmek boşunadır. Bir şey bireyin hazlarının toplamına katkıda bulunmak ya da, aynı kapıya çıkmak üzere, elemlerinin toplamını azaltmak yönünde etkili ise, o şey için bireyin çıkarına uygundur, onu artırıcı bir şeydir denir.

Şu halde, topluluğun mutluluğunu artırıcı etkisi azaltıcı etkisinden büyük olduğu zaman, bir davranış veya hareket fayda ilkesine uygundur denebilir.

Aynen bunun gibi, topluluğun mutluluğunu artırıcı etkisi azaltıcı etkisinden büyük olduğu zaman, bir devlet tedbiri için fayda ilkesine uygundur, veya onun zorunlu kıldığı yöndedir denebilir.

Yukarda ana çizgileriyle açıklanan fayda ya da haz ve elem ilkesinin ve buna dayanılarak kurulmak istenen düşünce ve davranışlar sisteminin birçok tutarsızlık ve boşlukları içinde taşıdığı kolayca görülebilir.

Tabiatı itibariyle kendi kişisel çıkarı peşinde koşan birey kendi çıkarını kollarken başkalarının çıkarıyla çatışırsa ne olacaktı? Böyle bir durumda davranışı haksız olan taraf için bazı müeyyideler harekete geçer veya geçirilirdi. Kanunlar yoluyla uygulanan cezalandırıcı müeyyideler (bu kanunları kim yapacaktı?), sosyal kınama müeyyidesi (sosyal örf ve âdetler bizim tercihimize göre hızla değişir veya değiştirilebilir miydi?) ve hatta ahirette çekilecek ceza korkusu (ahirete inanmayanlar ne olacaktı?) bireyi başkalarının çıkarlarına saygılı olmaya zorlayacak güçler olarak düşünülüyordu.

Bu düşünce sistemine göre, çok güzel, çok yüksek bir ülkü olarak devlet bireye hizmet edecekti, birey devlete değil. Ama nereye kadar ve nasıl? Genel ölçü şu idi: devletin alacağı bir tedbir, girişeceği bir müdahale toplumun mutluluğuna zarardan çok yarar sağlayacaksa, bu tedbir veya müdahale tasvip edilecekti. Örneğin, başkalarının sırtından yaşayan zengin toprak sahiplerinden alıp yoksullara vermeyi amaçlayan bir tedbir yerinde, uygun bir tedbir olacaktı. Ama, bunu kim uygulayacaktı?         − devlet. Devlet kimin elinde idi? Devlet, bunu uygulayacak olanların elinde olmalı, onlar devleti denetlemeliler denebilir. Bu ise, ancak, iyi niyetli bir saflıktı.

Çatışan çıkarlar karşısında devlet harekete geçip, yapay bir uyum sağlamalıydı. Bentham, kendi yaşadığı yıllardaki devlet müdahalelerinin pek çoğunu toplumun mutluluğu için zararlı buluyordu. Devlet, bunlardan vazgeçmeli, birçok şeyden elini çekmeliydi. Onun zamanının sanayi kapitalizminin henüz ilk devresi olduğu hatırlanırsa, bu önerisinin önem ve anlamı daha kolay anlaşılır. Bentham, kendilerine bir sosyal felsefe sağladığı klasik iktisatçılar gibi, kuşkusuz, yükselen ve güçlenen sanayi burjuvazisinden yana idi.

Bentham’a göre, ‘haz ve elem’in ölçüsü paraydı. Mükemmel ya da kusursuz olmadığı gerekçesiyle buna itiraz edenler daha iyisini kendileri bulsunlardı.

Para, gerçekten, açıkça büyük kusurlu bir ölçü idi. Çünkü bir kimsenin elindeki para (veya servet) arttıkça, bunun o kişinin mutluluğuna olan katkısı artan bir şekilde azalıyordu. Buradan çıkacak doğal sonuç, toplumun mutluluğunu artırmak için zenginden alıp yoksula vermenin en doğru ve uygun tedbir olacağı idi. Bentham, koyduğu ilkenin bu doğal sonucundan olanca çabasıyla kaçınmaya çalışır. Ona göre, gelir eşitliği istenen bir şey olamazdı. Dehşete kapılan zenginin mutluluğu mahvolur, çalışma ve çabasının meyvelerinden yoksun kalmak onun güvenlik duygusunu yok ederdi. Bu da çalışma ve kazanma şevkini kırardı. Bentham, güvenlik ihtiyacı ile eşitlik çatıştığı zaman, yol verilecek olan eşitliktir diyordu.

Mutluluğun para ile miktar olarak ifade edilemeyeceği bir yana, nitel olarak neyin mutluluk olduğu insandan insana sonsuz şekilde değişir. Herkesin kendini mutlu saymak için içinde bulunmak isteyeceği durum farklıdır. Ayrıca bazı kimseler kendileri için maddî haz anlamındaki bir mutluluktan çok farklı şeylere değer veriyor olabilir. Bunu anlatmak üzere, J.S. Mill, “tatmin olunmamış bir insan olmak, tatmin olmuş bir domuz olmaktan iyidir; tatmin olmamış bir Sokrat olmak tatmin olmuş bir budala olmaktan iyidir.” der.

Bentham’ı Marx kıyasıyla eleştirir: ‘Jeremiah Bentham, arı, katkısız bir İngiliz ürünüdür. Böylesine herkesin bildiği bir şeyle, böylesine kendinden emin bir tavırla kaça satmak, hiçbir zaman ve hiçbir yerde görülmüş şey değildir… Fayda ilkesi… Bentham’ın keşfi değildir. O, Helvetius’un ve 18. yüzyılda yaşamış diğer Fransızların esprili ve ince bir şekilde ifade etmiş oldukları şeyi kaba ve kuru bir biçimde tekrar etmekten öteye bir iş yapmamıştır. Örneğin, bir köpeğe neyin faydalı olduğunu öğrenmek istersek, köpek tabiatını incelememiz gerekir. Bizatihi bu tabiat ‘fayda ilkesi’yle anlaşılıp kurulabilecek bir şey değildir. İlke insana uygulandığında, bütün beşerî fiil, hareket ve ilişkiler v.s. fayda ilkesine göre incelenip bir hükme varılmak istendiğinde, ilkönce genel olarak insan tabiatı, sonra da her tarih çağında değişikliğe uğramış olan insan tabiatının incelenmesi söz konusu olur. Bentham öyle ilerisini gerisini düşünmez, işini kısa yoldan halleder. Son derece kuru bir saflıkla modern küçük insanı, özellikle İngiliz küçük insanını normal insan olarak alır. Normal insanın bu garip temsilcisine ve bunun dünyasına faydalı olan şey, bizatihi ve mutlak yararlı olan bir şeydir. O, elinde bir ölçü olarak geçmişi, bugünü ve geleceği İnceler ve hükümler çıkarır. Örneğin, Hıristiyan dini faydalıdır; çünkü, o, ceza kanunlarının hukuk adına yasakladıkları aynı kötü davranış ye fiilleri din adına lanetler… ‘Nulla dies sine linea’ (‘bir tek de olsa çizgisiz bir gün geçmemeli’) ilkesini benimsemiş olan korkusuz dostumuz böylesine döküntü şeylerle doldurduğu dağlar boyu kitap yazmıştır. Eğer bende dostum Heinrich Heine’in cesareti olsaydı Jeremiah için burjuva budalalığının dehasıdır derdim.”

Ama ne var ki, böyle olsa bile, Bentham’ın insan tabiatı hakkındaki anlayışı, Ricardo dâhil, diğer bütün önemli klasik iktisatçılar için sistemlerinin temeli olmuştur. Bu, aynı zamanda, bir kısım marjinalistler, özellikle W.S. Jevons için de böyledir.

Nitekim Bentham bizzat kendisi, “ben Mill’in [J.S. Mill’in babası James Mill) manevî babası idim ve Mill Ricardo’nun manevî babası idi. Böyle olunca: Ricardo benim manevî torunumdu.” diye övünmüştü.

 

 

 

10/04/1986 Düzce'de doğdum. İlk ve Orta Öğretimimi Düzce Namık Kemal İlköğretim Okulununda okudum. Liseyi Düzce Endüstri Meslek Lisesinde okudum. Düzce Üniversitesi Düzce Meslek Yüksek Okulu Elektrik Bölümünü Ön lisans mezunuyum. Anadolu Üniversitesin'de İşletme Okuyorum. ilgi alanlarım; İktisat, İşletme, Yönetim ve Organizasyon, Örgüt Kültürü

Etiketler

Bir de Bunlara Bakın...

0 thoughts on “Jeremy Bentham Kimdir?”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.