Trumpolitik Ekonominin Türkiye, Amerika Ve Dünya Üzerindeki Olası Etkileri

8 Kasım 2016 Salı günü gerçekleşen ve adeta tüm dünyanın nefesini tutarak takip ettiği Amerikanın 58. başkanlık seçimleri, bir kez daha anket sonuçlarının sorgulanmasıyla beraber;
Trump %47,1 oy alarak her ne kadar Clinton’un gerisinde kalsa da, topladığı 290 delege ile Amerika’nın 45. başkanı oldu.
Trump, seçim kampanyaları esnasında ve başkanlık müzakereleri sırasında ;
Özellikle azınlık hakları, dış ticaret ve politika ilişkileri, Transpasifik Ortaklık Projesi (TPP) ve NAFTA hakkında yaptığı konuşmalarıyla oldukça dikkat çekti.

Seçimi kazanmasıyla birlikte artık bu söylemleri de bir temel kazanınca, 8 Kasım sonrası ülkemiz de başta olmak üzere, özellikle gelişmekte olan ülkelerin piyasaların da ortaya çıkan Trump etkisi hala varlığını sürdürmekte.
Peki bu etkinin temel nedenleri nelerdir? Ülkemiz üzerinde ki neticeleri neler olacaktır ? Bu yazının temel amacı da, elinden geldiğince mevcut durumu yorumlamaya çalışmaktır. Bu bağlamda, Trump’un seçim öncesi vaatlerine bir göz atalım ;

Ekonomik Vaatler
ABD‘nin verdiği dış ticaret açığını azaltmak düşüncesi ile özellikle Güney Kore, Meksika ve Çinden gelen ithal malları uzerine %45 gibi bir gümrük vergisi konularak dış ticareti kısıtlama,

Güney Kore ile yapılan dış ticaret anlaşmalarının ABD ‘deki istihdamı öldürdüğü düşüncesi ile fesh edilmesi,

Yine ABD’deki istihdamı öldürdüğü düşüncesi ile NAFTA nin yeniden müzakeresi ve Obama döneminden beri planlanan TPP anlaşması dahilinden ABD’yi dışarıda tutmak,

Amerika’da çok yüksek düzeylerde olduğunu düşündüğü vergilerin daha aşağı seviyelere çekilmesi ki, bu da ; %35 lik kurum vergisinin %15 seviyesine,%40 lık gelir vergisinin %33 seviyesine ve 7 kadamelik gelir vergisinin 3 kadameli olarak tekrardan düzenlenmesi,

Hali hazırda görüşülen serbest ticaret anlaşmalarının,Amerika’ya faydadan çok zarar getirdiğini düşündüğü için bu anlaşmaların yeniden müzakere edilmesi,
Kamu harcamalarına ağırlık vererek ABD ekonomisini, ileriki 10 yıl içinde %3,5 büyüteceği,

Tüm bu vaatler, Trump’ın “cesur ve hırslı” olarak adlandırdığı ekonomik planının en göze çarpan noktalarını oluşturuyor.
Şimdi ekonomik vaatlerinin gerçekleştireceği olası komplikasyonları düşünelim ;
16. ve 18. yüzyıllar arasında egemen olan merkantilist görüş;
Uluslararası ticareti sıfır toplamlı bir oyun, yani bir tarafın kazanırken diğer tarafın kaybettiği olarak tanımlansa da, günümüze kadar ulaşan uluslararası ticaret ilişkilerine baktığımız zaman, aslında işin hiç de öyle olmadığını; klasik görüşün dediği üzere uluslararası ticaretin aslında pozitif toplamlı bir oyun olduğu yani serbest ticaret ilişkisinde bulunan her iki tarafın da kazanç sağladığını görmüş oluruz.
-Ceteris Paribus-
Trump’ın ajandasında ki bu kısıtlayıcı dış ticaret politikası;  Çin, Güney Kore ve Meksika ile olan ticaretini büyük oranda daraltıp / kesmesiyle, karşı tarafın da Trump’ın bu hamlesine karşı misilleme yaparak, Amerikan ithal mallarının alımını daraltıp / kesmesi gibi olası sonuçlar doğurabilir.

Peki ithalatı daralan Amerika bu ithal mallarını nereden temin edecektir ?
Gerçekten yurt içinde üretildiğinde daha ucuza gelebilecek mallar mıdır ?
Yurt içinde ki üreticiler bu malları üretmeye istekli olacaklar mıdır ?

Burada da yüzler ithal malları ikamalerini üreten firmalara dönüyor. İthal mallarının yurt içinde ölçek ekonomisi ile üretilebildiklerini varsayarsak eğer, kaçınılmaz bir surette ülke içi ithal malı ikamesi üretimi büyük oranda artacak ve daha fazla sermaye ile emek gücüne ihtiyaç duyacaktır. Eğer ülkede ki istihdam edilmemiş, verimsiz işgücünü iyi kullanabilirlerse bu Amerika açısından hem ek istihdam,hem de üretim artışı manasına gelip tabir-i caizse bir taşla iki kuş vurmak olacaktır. Lakin bu sağlanamaz ise, zorunlu olarak artan ithal malı ikamesi üretimi sonucu oluşan ek faktör talebini diğer malların -İhraç edilen ve edilmeyen- üretimlerinden kısarak sağlamak zorunda kalacaklardır. Bu da Amerika’nın ya iç refahına negatif etki edecek, ya da ihracatına negatif etki edecek yahut ikisini de birden yapacaktır.

Lakin burada da Trump’ın bir başka söylemi olan ; “Amerikalı işçilerin istihdamını arttırmak için, onların iş imkanlarını ellerinden alan daha düşük maliyetli pazarlara girişi kısıtlamak” ile ilgili olan önerisine de göz atmakta fayda var. Yani NAFTA ve TPP gibi serbest ticaret anlaşmalarını ya yeniden müzakere etmek ya da Amerika’yı bu anlaşmaların dışında tutmak. Bu politikasını ise yukarıda ortaya çıkan ek istihdam sorunu açısından incelersek eğer, bir nevi ferahlatıcı hamle olarak görebiliriz.

Çünkü her ne kadar oluşan bu ek üretim hacmine eşdeğer bir ek istihdam ihtiyacı ortaya çıksa da, sonuç itibariyle uyguladığı korumacı politika dolayısıyla firmalar ülke dışına çıkamayacak ve yatırımlarının oluşturduğu istihdamdan da sadece ülke içeresinde ki işgüçü faydalanacaktır.
Bu yönden bakıldığında olaya, uygulanan bu korumacı politikanın istihdam oranlarını pozitif yönde etkileyebilecek olan olası etkisi de göz ardı edilemez diye düşünüyorum.

İstihdam haricinde ise bu kesilen / daraltılan ithalat karşılığın da zorunlu olarak karşımıza çıkan ithal malı ikamelerinin üretiminde ki artış sonucu bu seferde kafamızda şu soru belirecektir ;
“Peki vaat edilen 10 yıl süreyle sürecek %3,5 luk ekonomik büyüme nasıl sağlanacak ? ”
– Burada ki hedef büyüme rakamına bakılarak, aldanılmaması gereken konu; Türkiyenin gelişmekte olan bir ülke olduğu için %3,5 luk bir büyümenin %4,5-5 lik büyüme trendinin çok altında kalmasından dolayı yetersiz olduğu, lakin Amerika gibi gelişmiş ülkeler kategorisinde bulunan bir ülke için gayet iyi bir hedef rakam olduğudur. –

Bunu ise kamu harcamaları arttırılarak, altyapı ve inşaat çalışmalarına ağırlık verilerek sağlaması gerekiyor ki, kendisinin hedefi de bu yönde zaten. Lakin aşağı bölümde kamu harcamalarında ki artışın getireceği yüksek enflasyon seviyesini Amerika açısından da değerlendirecek olursak eğer, tahmin edileceği üzere FED’in enflasyonun kokusunu aldığı anda faiz arttırımına gitmesi çok da sürpriz olmayacaktır. Bu ise sıcak para akışının yani sermayenin Amerikaya yönelmesine sebeb olacaktır. Lakin bu her ne kadar “Amerikayı tekrardan harika yapacak” yolda bir gelişme olsa da, Amerikan dolarında ki bu ani değerleme ve özellikle gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin yaşayacakları değer kaybı Amerikanın dış ticareti açısından -Her ne kadar korumacı bir tavır takınsa dahi- iyi bir gelişme olmayacaktır. Eğer bu gerçekleşirse de, uzun dönemde Fed’in faiz indirimi kararı aldığı bir senaryo görmemiz de gayet muhtemeldir. Lakin tabiî ki de bunu 20 Ocak 2017 ‘den önce sadece speküle edebiliriz.

Türkiye ve Dünya Açısından Korumacılık
-Ceteris Paribus-
Çin’in en büyük ihracat alıcısının Amerika olduğu düşünüldüğü takdirde, bu ihracat gelirinin daralması / kesilmesinin, Çin açısından büyük bir ekonomik darbe olması ihtimali vardır. Her ne kadar misilleme yaparak Amerika ile olan ithalatını daraltıp / kesse dahi, her halükarda ekonomik açıdan negatife kaymış olacaktır. Olası bir Çin ekonomik krizinde ise küresel piyasaların ne derece tar-u mar olacağını – Özellikle gelişmekte olan ülke ekonomileri – belirtmeye dahi ihtiyaç duymuyorum. Lakin bu en kötü senaryo olmakla birlikte sadece bir spekülasyon ve işin bir kısmıdır.

İşin bir diğer kısmı da bu kısıtlayıcı dış ticaret politikasının Amerika para politikası üzerine olası etkisidir. Ekonomik büyümeyi;kamu harcamaları, altyapı ve inşaat çalışmaları ile sağlamaya çalışacak olan Trump’ın kesenin ağzını baya bir açması gerekiyor. Bu ise kısa vadede ülke içinde enflasyon çanlarının çalması anlamına gelebilir.

Her ne kadar Trump tarafından performansının beğenilmediği ve yeniden aday gösterilmeyeceği açıklanan J. Yellen “topal ördek” konumunda görülse dahi, bu enflasyonist durumu düzeltmek için FED’in hızlı bir şekilde faiz arttırımı kararı alması da olasılıklar dahilindedir. Bu ise tahmin edildiği üzere ülke içindeki tüketim harcamalarını kısıp piyasanın tasarrufa yönelmesine sebep olarak, piyasada ki para arzını büyük oranda dizginleyebilir.

Küresel manada sıcak para akışının Amerika’ya yönelmesine sebep olur. Amerikaya yönelen yabancı yatırımcıların arasında Türkiyede de rezerv paralarını tutan yatırımcılar olduğu için bu olay, ülkemiz içindeki yabancı rezervlerin azalmasıyla ve $ / ₺ kurunun daha da yükselmesiyle sonuçlanır. Fed’in bu sıkılaştırma döneminin sadece Türkiye üzerinde değil, gelişmekte olan bütün ülke kurlarının üzerinde zayıflatıcı etkisi olacaktır.
Tabii burada ki bu yükselişe karşılık, Merkez Bankası’nın alacağı para politikası kararı da önem taşımaktadır. Eğer elinde ki rezerv miktarını arttırma kararı alarak kontrollü bir şekilde sterilize olmayan bir müdahale ile dolar alımı yaparsa, bir miktar bu kuru dizginleme şansı elde edecektir. Ama her zaman dendiği üzere bu derece de bir müdahale gücüne sahip olmayabilir. Türkiyenin ve Dünyanın siyasi ve ekonomik konjonktürleri göz önünde bulundurulduğu takdirde, her halde yapılabilecek en iyi hamle tüketimi bir miktar azaltıp, olası zor günler için tasarruf yapmak olacaktır.
Şayet verilen sözler tutulursa, vergilendirme sisteminde meydana gelecek olası değişimler de gündemde…

Amerika’da vergilendirme sistemi büyük oranda iki ana daldan oluşuyor ; Kişisel gelirler ve kurum kazançlarından alınan kişisel gelir vergisi ve kurumlar vergisi.  Amerika’daki vergi oranlarının çok yüksek seviyelerde olduğundan bahseden Trump, bu oranları dramatik seviyelere düşürme eğilimin de ; %35 lik kurumlar vergisini %15 seviyesine , %40 lık gelir vergisini ise %33 seviyesine düşüreceğini açıklamıştı.
Peki bu vaatler gerçekleştiği takdirde, toplamda hükümet gelirlerinin bu denli büyük kısmını oluşturan vergi kapısında meydana gelecek bu ölçekte bir azalma, ne ile finanse edilecek ? Gelir kapısında gerçekleşek bu daralmanın yanında dış ticarete getirilen kısıtlayıcı politika ve doların gelişmekte olan ülkelerin para birimleri başta olmak üzere bir çok ülkenin para birimi karşısında kazandığı ani değerlenme doğrultusunda Amerikan’ın kaybedeceği ihracat hacmi miktarı da eklenince, iş daha da içinden çıkılmaz bir hale geliyor.
Özetle vergi gelirlerinin azalması ve kısıtlayıcı bir dış ticaret politikasının uygulanması, devlet hazinesine ihtiyacı olan oksijeni sağlayamayabilir.

KAYNAKLAR

Smith, Adam. “The Theory of International Trade.” Essays on Adam Smith. Clarendon Press: Oxford (1975): 472.

Davis, Bob, and Jon Hilsenrath. “How the China Shock, Deep and Swift, Spurred the Rise of Trump.” Wall Street Journal 2268.36 (2016): A1.

News, BBC. “Donald Trump’s Economic Promises.”BBC News. N.p., 2016. ET. 1 Aralık 2016. http://www.bbc.com/news/business-37921635

Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesinde lisans eğitimine devam etmektedir. Ekonominin yanında, sosyoloji, siyaset felsefesi ve teknoloji başta olmak üzere bir çok sanatsal ve bilimsel alanları ve ekonomi ile olan etkileşimlerini inceler, okur, yazar, okutur? Bir de makroekonominin yeri onda çok ayrıdır <3

Etiketler

Bir de Bunlara Bakın...

0 thoughts on “Trumpolitik Ekonominin Türkiye, Amerika Ve Dünya Üzerindeki Olası Etkileri”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.